Yaşadığım keyifsizliklerin tek bir açıklaması olabilir. Beni Türkiye’nin uzak köşelerinde bekleyen şeyler var. Gitmeliyim beni sürüklediği yere, kanım almasa da yapmalıyım bunu. Bitmeli.
Dağıtım izni kafa dağıtır sanmıştım. Bir haftam oldukça somurtkan, karamsar ve de sessiz… Hiç zamanın yok oğlum gideceksin cümlesinin zihnimde baskın geldiği hiçbir dala konamadığım ve hiçbir zaman uçamadığım arafını yaşıyordum.
Yerimdeyim artık. En az acemilik kadar korktum başlangıçtan. Ortamı tanımaya çalışıyorum. K.t.m den gelen karşılaşılanları yadırgama olgusu yerini laçkalığa, alışmışlık ve boşvermişliğe teslim edecek biliyorum. En nihayetinde bukalemun gibi konulduğu yerin rengini alacağım. Ters gitmese olmaz ya bazı işler, işimin eriyim. Nehir suları hangi yolu kullanırsa kullansın elbet ki denizine kavuşacak…
Abartılıyor herşey, Ufak tefek hatalar… Zorlaştırıyorlar hayatı. Onlar sistemin kölesi, onların bilyon tane eleştirilesi tavır ve kararları, ‘’ iyi yada kötü dediğim yapılmak zorunda’’ edası. Ben olmasam sen niye olasın burada diye soruyorum bazen kendime.
Bana biraz yardım et, Birazcık yerime koy kendini! Hayır sen gözümde koyun güden çobandan kıymetli değilsin. Yaptığın iş yalan, aldığın para da öyle. Dertten derde koştur beni. Toz pembe sandığın hayatımı gökkuşağına çevir. Ben merkeziyetçi, kalıp/ezber söz davranış ve kuralların, maskelerin, rütbelerin ardına gizlen. Ne kadar tutarlı olmaya çabalasanız da olmuyor. Her kafada farklı ses. Orta yolu yok bu saçmalığın!
Aylardan cehennem soğuğu
Nöbetteyim, Beynimin içini kemiren buz gibi soğuğa karşı savaşımdır bu. Dakikalar geçmek bilmiyor, ısınma hareketleri fayda etmiyor. Yanımda bir kuru canım, bir Yaradanım ve ona olan dualarım… Yüz on gün dile kolay. Bekle izmir. Yavaş ve sistemli şekilde bana yaklaşıyorsun her yeni gün.





